Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

Bir Özel Harekât polisinin “hendek operasyonu” anıları-3

“Şehitler zaten cennete gittiler, ölenler de zaten cehennemin dibine gittiler diye düşünülüyor. Ve zafer kazanıp vatanı kurtardık diye bakıyorlar. Neyin savaşını verdik?”

CEVHERİ GÜVEN / BOLD

Ahmet Gün, Türkiye’nin yakın dönemdeki en kanlı sürecine içeriden tanıklık etmiş Özel Harekâtçı bir polis. Tarihe “Hendek Süreci” olarak geçen; Cizre, Sur, Lice, Nusaybin ve Derik operasyonlarının tamamında sahadaki çatışmalarda görev almış.

Cizre bodrumları, Nusaybin’deki işkenceler ve Derik Operasyonu dahil tarihe geçecek çok önemli hatıralarını BOLD’a anlattı.

Gün yazı dizisinin üçüncü ve son bölümünde; devletin Çözüm Süreci’ni bir fişleme dönemine dönüştürmesini, ağır insan hakları ihlalleri sonrası özel harekâtçıların kendi aralarındaki konuşmaları, Hendek Süreci sonrası Kürt ev sahibiyle yaşadığı diyalogları, mayına basarak yaralanmasını, yaralı halde Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile ihracını, tutuklanmasını ve mülteciliğe giden günlerde yaşadıklarını anlattı.

(Şu an İsviçre’de bir mülteci kampında yaşıyor oluşu, görev yaptığı şube ve katıldığı operasyonları birlikte düşündüğümde şahsi güvenliğine zarar verebileceğim endişesi ve bunun sorumluluğunu taşıyamayacak olmam sebebiyle ismini değiştirip Ahmet Gün ismini verdiğimi tekrar hatırlatmak istiyorum.)

Ahmet Gün, hendeklerin kazıldığı günlerde halkın henüz evlerinde olduğunu ve 155’e gelen ihbarlara işlem yapılmadığını belirtiyor.

ÇÖZÜM SÜRECİNDE HALK FİŞLENDİ

Fethullah Gülen’in fikirlerinden genç yaşlardan beri etkilendiğini söyleyen Ahmet Gün’e göre, devlet nasıl sessiz sedasız tüm cemaat mensuplarını yıllar içinde fişleyip, bir gecede hepsini tasfiye ettiyse, benzeri Kürt Hareketi için Çözüm Süreci’nde oldu.

Sürecin verdiği rahatlıkla PKK’ya yakınlık gösteren, bu yönde açıklamalar yapan, en azından Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) içinde daha fazla bulunan isimler, şu an o dönemki fişlemeler üzerinden kitleler halinde operasyona maruz kalıyor.

Sözkonusu dönemde Abdullah Öcalan’a yönelik övücü sözler söyleyenler Adalet ve Kalkınma Partisi’ne (AKP) mensup ise herhangi bir soruşturma yapılmıyor:

“2013’te Çözüm Süreci’nin noktalanmaya geldiği aşamalarda Batman’a tayin oldum. Lojman çıkmamıştı dışarıdan ev tuttum. Birimimi söylemedim ama mesleğimi söyledim ev sahibine. Kürt ve Anadolu’nun yaşı başı yerinde insanlarındandı. Muhabbetimiz de güzeldi. Sonra işler bozuldu 6-7 Ekim olayları, Kobani olayları patlak verdi. Çözüm Süreci baltalandı.

Sokaklara mevziler inşa edilirken de polise müdahale etmeme emri verildiği iddia ediliyor.

EV SAHİBİNİN SÖYLEDİĞİ O CÜMLE

Ev sahibi benden uzaklaşmaya başladı. Bir gün çayımı içmeye geldi. Evi boşaltmamı istedi. Dedi ki, ‘mahalle baskısı var üzerimde, herkes senin mesleğini biliyor, niye evimi kiraya verdiğimi sorguluyorlar’. Çözüm Süreci bittikten sonra yaşananları gerekçe gösterdi. Olayların nereden nereye geldiğine bakın.

Önce devlet sahadan çekilerek, sahada tek otorite olarak örgüt bırakıldı. Çözüm süreci boyunca özellikle kırsal kesimde, devlet sahadan çekildiği için Halka bir adres gösterilmişti tek otorite vardı arazide o da örgüttü. İnsanlar örgütle açık ilişkiye geçtiler. En azından HDP’nin içinde çok göründüler, etkinliklerine katıldılar.

İnsanlar bu süreçte adeta devlet tarafından fişlendi. Sonra Çözüm Süreci’nde insanların örgütle girdikleri ilişkiler nedeniyle Çözüm Süreci’nde yaptıkları nedeniyle cezalandırmaya geçti devlet.”

“DEVLET YALANCI GÜVEN AŞILADI”

Ahmet Gün’ün sözlerini teyit eden gelişmeler Selahattin Demirtaş dahil pek çok Kürt siyasetçi ve sıradan vatandaşlar için geçerli.

HDP’li siyasetçiler için Öcalan’ın Diyarbakır Meydanı’nda okuttuğu mektup ve o dönem yaptıkları açıklamalar tutuklama hatta mahkumiyet nedenine dönüştürüldü. Pek çok Kürt vatandaş ise o dönemin rahatlığıyla yaptıkları sosyal medya mesajları delil gösterilerek tutuklandılar.

Gün’e göre bu yalancı bir güvendi: “İnsanlar savaşmadan da legal mücadeleyle birşeyler yapabileceğine inandı Çözüm Süreci’nde. Her şey güllük gülistanlık gidiyor. Devletin yanlışına yanlış denebiliyor. Herşey rahatlıkla konuşuyor, herkesle her türlü görüşme yapılabiliyor.

Yalancı bir güven aşılandı insanlara sonra dım dızlak ortada bırakıldılar. Nasıl 15 Temmuz 2016’da atletle tank durdurabileceğine inandırıldıysa kitleler, o zaman da devlete dur denilen yerde durdurulabiliyormuş diye inandırıldı insanlar.”

“KENDİ ARAMIZDA KONUŞUYORDUK”

Meydanlarda Öcalan’ın mektuplarının okutulmasını seyrettikten sonra, şehirleri yerle bir eden operasyonlara katılmak bir özel harekâtçı için makasın iki ucunun açıldığı son nokta belki de. İşlerin nereden nereye geldiği bu sebeple özel harekâtçılar arasında da tartışma konularından biriymiş:

“O zamanda tartışanlar oluyordu ama geçmişini bildiğim, daha insancıl, Allah’tan korkan özel harekâtçılar kendi aralarında konuşuyorlardı. İş başından kurguydu görüyorduk. Hendekler göz göre göre kazdırıldı, sonra da operasyonları uzatma ve yıkımın boyutunun büyümesi üzerine sürdürüldü.

Bu iş ahlaken, hukuken, operasyon olarak böyle olmaz diye konuşuyorduk ama eyleme geçmeyen hiçbir şeyin anlamı yok. Ve bundan dolayı ben kendime özeleştiri getiriyorum.

Bugün asla bir asker Menbiç’e girme emrini uygulamamalı bunca yaşananlardan sonra. Ben de o gün hendek operasyonlarına katılmamalıydım.

“AÇIĞA ALINDIM, İHRAÇ EDİLDİM, CEZAEVİNE GİRDİM”

Ama çevrenizdeki beş insanın ortalaması kadarsınız diye bir söz duymuştum. Benim çevremde de hep Özel Harekatçılar vardı. Biz eyleme geçmese de kendi içimizde sorguluyorduk çünkü gerek aile gerekse Hizmet Hareketi’nden aldığımız bir terbiye, ahlak vardı, bunları kabullenemiyordum, bir yerde tıkanacağı belliydi. Rabbim daha fazla bizi sınamadı. Açığa alındım, ihraç edildim, cezaevine girdim..

Duvarlara Esadullah Timi yazabilenlerin muhasebe yaptığını zannetmiyorum. Şehitler zaten cennete gittiler, ölenler de zaten cehennemin dibine gittiler diye düşünülüyor. Ve zafer kazanıp vatanı kurtardık diye bakıyorlar. Neyin savaşını verdik diye düşünen yok. Önce kendi ellerimizle hendekleri kazmalarını izledik, sonra da geri kapatmak için onlarca şehit verdik yüzlerce insan öldürdük. Yani bunu sorgulanabileceği bir atmosfer yok.”

MAYINA BASTIĞI AN

Ahmet Gün, 29 Haziran 2016’da Mardin Derik’te yola zırhlı araçla seyahat halindeyken yola döşenen mayının patlaması sonucu ağır yaralanır. Geriye dönüp baktığında bunu hayırlı bir olay olarak görüyor ve “Allah beni çekip aldı o sürecin içinden” diye düşünüyor.

Hastanede tüm bu süreci ve yanlışları aklından geçirdiği günlerde 15 Temmuz gerçekleşir. 17 Temmuz’da hastane odasındayken bir telefon gelir:

“Yaralıyken önce Kızıltepe, sonra Gaziantep Tıp Fakültesi’ne getirilmişim. Üç dört gün kendimde değildim. 15 Temmuz’dan sonra 17’sinde biri telefon açtı. Batman Emniyeti’nden aradığını beni açığa alacağını söyledi. Ben de gelebilirsin ama ben Gaziantep’te hastanedeyim ve gaziyim dedim. Şaşırdı tabi. Ortalık toz duman.

Aradan bir süre geçti işi Gaziantep Emniyeti’ne paslamışlar. Gelip hastane odasında beni açığa aldılar. Hastaneden çıkmadan da KHK’yla ihraç edildim. Ne ben ne ailem üzülmedim. Küçük çocuklarım var ama ne bir yeri aradım ne de başka bir şey. Bu süreçlerin parçası olmaktan kurtuldum.”

“GAZİ POLİS OLARAK YARALI HALDE KELEPÇELENİP TUTUKLANDIM”

Ahmet Gün o tarihten sonra artık bir “KHK’lı ihraç” olarak mağdurlar limanına demir atmıştır. Dahası, geçmişte “teröristleri” gözaltına alan biri olarak şimdi kendisi “terörist” olarak cezaevine konacaktır:

“Bir sabah karakoldan aradılar. Ertesi gün için Gaziantep Adliyesi’nde talimat bürosunda olmamı istediler. Neyse gittim. Kolum bacağım sarılı ama takım elbisemi giymiştim.

Girdim ifadeye. Hakkımda Bylock ve itirafçı ifadesi olduğunu söylediler. Ben kabul etmedim tabi. 7-8 dakika sürmedi hemen tutuklamaya sevkedildim. Hakim de yine 7 dakikada tutukladı. SEGBİS’le tabi. Her yanım sarılı bunu görüyorlar.

Gazi olduğumu da biliyorlar. Bunu kullanmadım, arkasına sığınmadım. Zaten o taraflı da değillerdi. Ailemin gözünün önünde tutuklandım. Polise dedim ki SEGBİS odasında, bak zaten yaralıyım, ailem kapının önünde şu kelepçeyi arabada tak.

Ailemin gözünün önünde beni böyle götürme dedim. Kabul etmedi. Odanın içinde kelepçeyi taktı, ailemin önünden beni geçirdi.”

CEZAEVİ GÜNLERİ BAŞLAR

Terör örgütü üyesi olmak suçlamasıyla tutuklanan Ahmet Gün için artık hapishane günleri başlamıştır:

“13 ay Gaziantep H Tipi Cezaevi’nde kaldım. Bu sürede tedavimle zerre kadar ilgilenmediler. Kalıcı hasarlar oluşabilir diye defalarca dilekçe yazdım belgelerle. Bir kere hastaneye sevkettiler. Onun da sonucunu bile söylemediler.

Cezaevi kalabalıktı koğuş 6 kişilikti 14 kişi kalıyorduk, yerde yatanlar vardı ama genel olarak şartlar 15 Temmuz sonrası atmosferinde olabileceğinin ortasıydı. Başka bir mağduriyet yaşamadım cezaevinde.

Yargılamanın sonunda 6 yıl 3 ay örgüt üyeliğinden ceza aldım. Hakkımda itirafçı olan meslektaşım mahkeme salonunda; ‘Ben ismini verdim ama kendisinin vatana zerre kadar ihanet etmeyeceğine garanti ederim’ dedi. Yine de ceza aldım.”

“MÜLTECİ KAMPINA GİRDİK HERKES TELÖRGÜLERE YAPIŞMIŞTI”

Tahliye olduktan sonra Türkiye’de sosyal ölümle başbaşa bırakılmış bir Gülen Cemaati mensubudur artık. İş bulamaz, ekonomik zorluklar, tüm bu yaşadıkları nedeniyle eşinin psikolojik sorunları ile baş başa kalır ve çareyi bir mülteci botuna binmekte bulur:

“Herkes gibi bir kaçakçı bulup, Yunanistan’a geçtik. Yunanistan’da bizi ailecek sadece erkeklerin olduğu bir kampa koydular. O günlerde dünya kupası vardı. Televizyonlar koridorlarda. Herkes maçı izlemek için telörgülere yapışmış. Biz de koridora girince telörgülere yapışmış onlarca erkek. Maç izlediklerini farkedemedik tabi. Çocuklar ve karım öyle bir korktu ki. Sabaha kadar ağladılar. Beş gün orada kaldık ama tek kadın eşim, ömrümden 5 yıl yedi o günler.

Sonrasında İsviçre’ye geldim ailemle. Çocuklarım daha küçük. Şu an mülteci kampındayım. Hendek süreci, yaralanmam, tutuklanmam, Mülteci yolculuğu derken eşim yoğun psikolojik tedavi almak zorunda kaldı. Ağır bir ilaç var Türkiye’de 10 mg ile başlamıştık. Yunanistan’da 20 oldu şimdi 40 miligram yaptı doktorlar. Geçmişten sıyrılamıyor.”

HASAR TESPİTİ DAHA YAPILMADI

Ahmet Gün, 8,5 yıl Tunceli’den Cizre’ye çatışmalı bölgelerde görev yapmış bir Özel Harekatçı olarak yaşadıklarına ilişkin notlar alıyor. Hendek Süreci’ni ise Türkiye’nin henüz anlamadığını düşünüyor:

“Depremlerden sonra hasar tespiti yapılır ya. Bu yaşananların hasar tespiti yıllar sonra yapılabilecek. Faturası çok ağır olacak. Orada o insanlara neler yapıldığını ben gördüm ama onlar yaşadı.”

BİR ÖZEL HAREKAT POLİSİNİN HENDEK OPERASYONU ANILARI-1

BİR ÖZEL HAREKAT POLİSİNİN HENDEK OPERASYONU ANILARI-2

BOLD ÖZEL

“22 gün hücrede tutuldum, eşim cezaevinde kovid oldu, yavrum benimle konuşmuyor”

290 gündür kızını göremediğini söyleyen tutuklu Hülya Bayden ailece yaşadıkları mağduriyetlerinin giderilmesi için milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’ndan yardım istedi.

BOLD ÖZEL – Eşiyle birlikte tutuklanan ve Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevine gönderilen Hülya Bayden, HDP Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu’na mektup göndererek cezaevinde koronavirüs kapan eşini ve psikolojisi bozulan kızını anlattı.

“PSİKOLOJİM ALT ÜST”

Bir kız evladı sahibi Bayden çifti 10 ay önce tutuklandı. Mehmet Yasin Bayden Bitlis, Hülya Bayden Bakırköy Cezaevine gönderildi. Kovid-19 tedbirleri kapsamında 22 gün karantina hücresinde kalmak zorunda kalan Hülya Bayden, karantinadan çıkınca eşinin cezaevinde koronavirüse yakalandığını öğrendiğini söyledi.

Bir taraftan evlat hasreti çeken bir yandan da eşinin sağlığından endişe eden Bayden, kendisinin de ilaç kullanmaya başladığını belirtti ve “Bu sıkıntılar psikolojimi alt üst etti. Vücut direncimin düşmesine yol açtı.” dedi.

“KIZIM ONU ALMAK İSTEMEDİĞİMİ SANIYOR”

10 aydır kızına sarılamadığını vurgulayan Bayden, “10 aydır 3 yaşındaki kızına sarılamamış, sadece geçen hafta kapalı görüşte camın arkasından görmüş bir anne olarak yazıyorum. Kızım onu almak istemediğimi sanıyor, konuşmadı bana küsmüş, çocuğa salgını nasıl anlatsam ki? Eşim de tutuklu.” diye yazdı. 

Mağduriyetinin giderilmesini ve bu zorlu korona günlerinde kızının yanında olmak istediğini belirten Bayden, 290 gündür çocuğuna hasret acılı bir anne olarak yardım istedi.

Hülya Bayden’in kızı.

Astım hastası Antalya Cezaevinde koronavirüs kaptı

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Astım hastası Antalya Cezaevinde koronavirüs kaptı

İki yıldır tutuklu astım hastası Ender İleriye’ye koronavirüs teşhisi konuldu. Bir aydır sıcak suyun verilmediği Antalya L Tipi Cezaevinde birçok insanın hasta olduğu belirtiliyor.

SEVİNÇ ÖZARSLAN – BOLD ÖZEL 

İki yıldır Antalya L Tipi Kapalı Cezaevinde kalan astım, şeker ve kalp hastası Ender İleriye, cezaevinde koronavirüs kaptı. 35 kişilik C10 koğuşunda kalan İleriye, üç gün önce bayılınca Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi acil servisine kaldırıldı. İlk yapılan testi negatif çıkan İleriye’nin ciğer filminden şüphelenen doktorlar, dün ikinci test yaptı. Pozitif çıkan Ender İleriye şu anda hastanede tedavi görüyor.

“İKİ KİŞİ KOĞUŞA BAYILDI, BİR AYDIR SOĞUK DUŞ ALIYORLAR”

Antalya L Tipi Cezaevinde bir aydır sıcak suyun akmadığını belirten Ender İleriye’nin kardeşi Ahmet İleriye, “C10 koğuşundaki herkes şu anda hasta ve bu hastalıklarını soğuk duş almaya bağlamışlar. Bir hafta önce koğuşta iki kişi bayılmış. Abim de bunlardan biri. Abim 35 kişilik koğuşta kalıyordu. Çoğunda hastalık belirtisi var. Telefon ahizesi yoluyla diğer mahkumlara da virüs geçebilir” dedi. Cezaevi yönetiminin vakaları gizlediği de iddia ediliyor.

Antalya’da bir vakıfta çalışan Ender İleriye Cemaat soruşturmaları kapsamında Ekim 2018’de tutuklandı. 8 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırılan İleriye’nin dosyası Yargıtay tarafından onaylandı.

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Hastane yolunda kötü muamele mahkum koğuşunda ilaç zulmü

Koronavirüs salgını nedeniyle cezaevinde tedavisi aksatılan Hepatit B hastası Fethi Kazancı’ya ilaçları düzenli verilmiyor. Kazancı, maruz kaldığı kötü muamele ve uzayan karantina nedeniyle de doktora gitmek istemiyor.

SEVİNÇ ÖZARSLAN – BOLD ÖZEL

Bandırma T Tipi Cezaevinde tutuklu Hepatit B hastası 38 yaşındaki Fethi Kazancı, 9 aydır doktora gidemediği için hastalığı ilerledi. Vücut ağrıları artan ve ağrı kesicilerle idare etmeye çalışan Kazancı, daha önce biyopsi için götürüldüğü hastanede ve yolda kötü muamele ile karşılaştığı için hastaneye gitmek istemiyor.

Ayrıca pandemi başladığından bu yana cezaevlerindeki hastalar büyük bir çıkmazın içinde. Sürekli uzayan karantina süreleri nedeniyle hasta tutuklular cezaevinde kalmaya kendini mecbur hissediyor. Çünkü koğuştan çıkan 1-2 ay geri dönemiyor. “Bunlara dayanacak gücüm yok” diyen Kazancı, 9 aydır sağlık hizmetlerinden mahrum.

1996 yılında Hepatit B teşhisi konulan KHK’lı sınıf öğretmeni Fethi Kazancı 26 Mayıs 2018’de gözaltına alındı. İki gün sonra tutuklanıp önce Edirne Cezaevine gönderildi. Dört ay sonra Bandırma T Tipi Cezaevine nakledildi. Nakil dönemi kışa denk gelen Kazancı, koğuşta yer olmadığı için 6 ay betonda uyumak zorunda kaldı. İlaç tedavisiyle baskılanan hastalığı bu süreçte tekrar ortaya çıktı.

SİROZ YA DA KANSERE DÖNÜŞEBİLİYOR

Bold Medya’ya konuşan Fethi Kazancı’nın eşi Atife Kazancı, “Hepatit karaciğerde bulunan bir virüs. Her sene bu yüzden eşime DNA testi yapılıyor. Bazen bu testlerin sıklığı artabiliyor. HSBC değeri diye bir şey var. O değer arttığı zaman vücudun dengesi bozuluyor. Buna bağlı olarak ya siroz ya da kanser olabiliyor. Çok dikkat edilmesi gereken bir hastalık. Cezaevine girdikten sonra eşimin tedavileri aksadı, doktora gidemedi, ilaç kullanamadı, tahlilleri yapılmadı” dedi.

Normalde durumu iyi olan Kazancı, cezaevinin kötü koşulları nedeniyle tutuklandıktan sonra ağrıları arttı. Ocak 2018’de biyopsi için iki kez Bursa Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne götürüldü. Hastaneye gidip gelirken yaşadıklarını Ocak ve Şubat 2019’da eşine gönderdiği mektuplarda anlatan Kazancı’nın maruz kaldığı hak ihlalleri korkunç.

“SANA BİR ŞEY SÖYLEYECEĞİM AMA SAKIN PANİKLEME”

“Şimdi sana bir şey söyleyeceğim ama ne panikleme, ben iyiyim” diye durumu eşine izah etmeye çalışan Fethi Kazancı, Bursa’da mahkum odası olmadığı için bütün gün cezaevi aracında hiçbir şey yemeden kelepçeli bir şekilde beklemek zorunda kaldı.

Hastanede yaşadığı ise daha büyük bir eziyet. Başındaki komutan “Ben bir daha bu hastayı buraya getiremem” dediği için lokal anestezi yapıldı. Ancak operasyon sırasında bayıldı. Doktor bu riski göze alamayacağını söyleyerek biyopsiden vazgeçti. Kazancı o günü 6 Ocak 2019 tarihli mektubunda şöyle anlattı:

“Cuma günü Bursa’ya gittik. Normalde randevu 10 civarındaydı. Hava karlıydı ve yol da kapalıydı. Bu yüzden öğlene ancak vardık. Tabi öğle arası olduğu için biraz bekledik. Bu arada bir gün öncesinden açtım. Bazı aksaklıklar oldu ama nihayet biyopsi odasına girdik. Başımda 2 asker 1 komutan bekliyor. Doktor geldi, önce bir kağıt imzalattılar. Ardından lokal anestezi yaptı, karaciğerden. Elinde kocaman bir iğne vardı. Çuvaldızından daha kalın. Radyo anteninin en son kısmı kalınlığında. Lokal anesteziyi uygulandığında beni bir anda titreme tuttu, gözlerim karardı, midem bulandı o anda bayıldım (ama korkudan değil). Sonra doktorun dediklerini duyar gibi oldum. “Komplikasyon oluştu. Ben böyle bir mesuliyeti alamama, operasyon iptal dedi. Yanındaki hemşire de ‘efendim hasta şu anda baygın isterseniz girin.’ Ama doktor olmaz dedi. Ben bu mesuliyetin altına giremem deyip gitti.

Tabi ben yataktayım, üst tarafım çıplak. Askerler ayağımın altına yüksek bir şey koydular. Başımın altını da boşalttılar, çöp kovasını yaklaştırdılar. Kendime biraz gelince ona kustum. Bu arada hemşire askere ‘bir tuzlu ayran getirin içsin’ diyor. Tabi ne gezer, onları da anlıyorum. Bir şey olsa mesul olacaklar. Ama öyle bir sahipsizliği hissettim ki anlatamam. Etrafımda hiç kimse yok. Normalde müşahede altında tutmaları gerek (serum vs.) veya tansiyon ölçülür. Tabi bunların hiçbiri olmadı. Sonra kendimi toparlayınca ayağa kalktım. Üstümü giyindim. Komutana dedim ‘ufak bir operasyona dayanamayan birini ‘terörist’ diye cezaevine tıktılar. Tabi orada gözyaşlarıma hakim olamadım. Ellerimi uzattım, kelepçeyi taktılar. Gittik doktorun yanına.”

Komutanların baskısıyla doktorların hastalarla ilgilenmediği birçok hasta tutuklu yakınları tarafından dile getiriliyor.

“ELLERİMİZ KELEPÇELİ BEKLEDİK, ÇOK BİTKİN DÜŞTÜM”

Doktor olmadığı için cezaevi aracında beklemek zorunda kalan Fethi Kazancı, içinde bulunduğu koşulları da tarif etti:

“Sonra beni otobüse geri getirdiler. Hastanenin nezareti olmadığı için ellerimiz kelepçeli otobüsün kabininde bekliyorduk. Hava karlı, benim ayağımda yazlık spor ayakkabı. Kabinin için buz gibi. Dayanamadım. Kabinde koltuğun üzerine yan dönerek, ayaklarımı da karnıma çekerek uyudum. Çok bitkin düştüm o ara. Kumanya diye getirmişler bisküvi verdiler. Mecbur dayanamayıp onu yedim.”

Fethi Kazancı ikinci biyopside yaşadıklarını ise 24 Şubat 2019 tarihli mektubunda yazarak kayda geçirdi. Kazancı, operasyonun yine zor geçtiğini ve bir gün hastanede kalması gerektiği söylendiği halde o gün cezaevine götürüldüğünü ifade ediyor. İkinci genel anestezide Kazancı’dan alınan parça onkolojiye gönderildi. Sonuçlar temiz çıktı. Hastanın gözetim altında tutulmasına karar verildi. Bir ömür boyu kullanması gereken ilaçlar reçeteye yazılıp cezaevine gönderildi. Ancak Kazancı ilaçlarıyla ilgili şu anda sorun yaşıyor.

HASTANEYE GİTMEYE ÇOK KORKUYOR

Eşinin her gün ilaç alması gerektiğini belirten Atife Kazancı, “İlaçlarını hastaneye gitmeden yazmayız demişler. Eşim de bu sefer cumhuriyet savcılığına dilekçe vermiş. andemi süreci başlayınca seni hastaneye götürmeyeceğiz ama ilaçlarını vereceğiz dediler. 3-4 ay kadar ilaçlarını verdiler. Vermedikleri dönem oldu. Müdüriyete dilekçe gönderdik. Sonra verdiler. İki ay veriyorlar, sonra vermiyorlar, sonra tekrar bir ay veriyorlar. Öyle böyle geçti. CİMER’e hep dilekçe gönderdik. Eşimin her gün ilaç kullanması lazım, tahlillerinin yapılması lazım, dışarıda tedavi olması lazım diye. Eşim gitmeye çok korkuyor. Hem kaldıramam hem de gidenleri hala getirmediler diyor” ifadelerini kullandı.

“BESLENME YOK, İLAÇ YOK, DOKTOR YOK”

Eşinin çok zayıfladığını ve diyet menüsü olarak sürekli haşlama ya da konserve yiyecekler verildiğini belirten Kazancı, 5 gün boyunca sadece konserve bamya verildiğini vurguladı. “Beslenme yok, doktor yok, ilaç yok, hatta ağrı kesici bile yazmıyorlar, revir yasak” diyen Kazancı şöyle devam etti: “Eşim zaten 7-8 ay yerde yattı. Hastalığının ilerlemesinin buna bağlı olduğunu düşünüyoruz. Bir ara psikolojik yardım da aldı, ayrıca şeker hastası. Pandemiden önce biz hep tedavi olsun diye dilekçe yazıyorduk. Şimdi de tehdit eder gibi geliyorlar, seni hastaneye götüreceğiz, yoksa ilaç milaç yok diyorlar.”

“ARTIK NE YAPACAĞIMIZI BİLEMİYORUZ”

Kazancı ailesi de aile boyu mağdur edilen ailelerden. Atife Kazancı’nı kayınpederi 6 ay Kütahya Tavşanlı’da, görümcesi 17 ay Şakran’da tutuklu kaldı. Kaynı hala Silivri’de. Eşiyle birlikte gözaltına alınan Atife Kazancı 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırıldı. Dosyası İstinaf’ta. 2009’dan beri lenf kanseri tedavisi gören kayınvalidesinin hastalığı ise 2017’de tekrar nüksetti. 8 ve 5 yaşında Muhammed Sezai ve Melih adında iki çocuğu bulunan Atife Kazancı, eşi tutuklandıktan sonra büyük oğlunda kalp ritim bozukluğu çıktığını belirtiyor. Kazancı, “Artık ne yapacağımızı bilemiyoruz” diyor.

DOSYASI YARGITAY’DA

Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 13 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırılan Fethi Kazancı’nın dosyası Yargıtay’da bulunuyor. En son Yozgat’ta öğretmenlik yapan Fethi Kazancı, Bank Asya hesabı, mesajlaşma programı Bylock, tanık ifadeleri ve KPPS sınavında soru çaldığı iddiasıyla yargılandı. 2010’da iptal edilen KPSS sınavında 86 puan alan Kazancı’ya mahkemede neden ikinci sınava girdiği soruldu.

Atife Kazancı, “Eşim o kadar hazırlandım diye ikinci sınava girdi ve sadece 6 puan daha az aldı. Eşim çok umutsuzca girmişti ikinci sınava, çok stresliydi. Bütün emeklerim heba oldu. Nasıl yüksek puan alacağım deyip durdu. Sınavla ilgili iddianame geldi. “Yüksek kanaat” ibaresi var. Avukat bunlar delil olamaz, dedi. Eşim ilahiyat da okudu. Ege Üniversitesine DGS ile geçiş yaptı ama yarım kaldı içeri girince. KHK ile ihraç edildikten sonra antrenör belgesi aldı. İçeride spor yönetimi okudu. Şimdi aşçılık okuyor. Bir de üniversite sınavına tekrar girecek.” diye konuştu.

Sınavı kazanıp atanan Fethi Kazancı’ya haksız kazanç elde ettiği iddiasıyla 220 milyar para cezası da verildi.

Fethi Kazancı’nın ikinci biyopsiye götürüldüğü 18 Ocak 2019 tarihli hastane raporu.

51 aydır babasız olan 2 kardeşin annesi de tutuklandı

Okumaya devam et

Popular