Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

Bir Özel Harekât polisinin “hendek operasyonu” anıları-3

“Şehitler zaten cennete gittiler, ölenler de zaten cehennemin dibine gittiler diye düşünülüyor. Ve zafer kazanıp vatanı kurtardık diye bakıyorlar. Neyin savaşını verdik?”

CEVHERİ GÜVEN / BOLD

Ahmet Gün, Türkiye’nin yakın dönemdeki en kanlı sürecine içeriden tanıklık etmiş Özel Harekâtçı bir polis. Tarihe “Hendek Süreci” olarak geçen; Cizre, Sur, Lice, Nusaybin ve Derik operasyonlarının tamamında sahadaki çatışmalarda görev almış.

Cizre bodrumları, Nusaybin’deki işkenceler ve Derik Operasyonu dahil tarihe geçecek çok önemli hatıralarını BOLD’a anlattı.

Gün yazı dizisinin üçüncü ve son bölümünde; devletin Çözüm Süreci’ni bir fişleme dönemine dönüştürmesini, ağır insan hakları ihlalleri sonrası özel harekâtçıların kendi aralarındaki konuşmaları, Hendek Süreci sonrası Kürt ev sahibiyle yaşadığı diyalogları, mayına basarak yaralanmasını, yaralı halde Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile ihracını, tutuklanmasını ve mülteciliğe giden günlerde yaşadıklarını anlattı.

(Şu an İsviçre’de bir mülteci kampında yaşıyor oluşu, görev yaptığı şube ve katıldığı operasyonları birlikte düşündüğümde şahsi güvenliğine zarar verebileceğim endişesi ve bunun sorumluluğunu taşıyamayacak olmam sebebiyle ismini değiştirip Ahmet Gün ismini verdiğimi tekrar hatırlatmak istiyorum.)

Ahmet Gün, hendeklerin kazıldığı günlerde halkın henüz evlerinde olduğunu ve 155’e gelen ihbarlara işlem yapılmadığını belirtiyor.

ÇÖZÜM SÜRECİNDE HALK FİŞLENDİ

Fethullah Gülen’in fikirlerinden genç yaşlardan beri etkilendiğini söyleyen Ahmet Gün’e göre, devlet nasıl sessiz sedasız tüm cemaat mensuplarını yıllar içinde fişleyip, bir gecede hepsini tasfiye ettiyse, benzeri Kürt Hareketi için Çözüm Süreci’nde oldu.

Sürecin verdiği rahatlıkla PKK’ya yakınlık gösteren, bu yönde açıklamalar yapan, en azından Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) içinde daha fazla bulunan isimler, şu an o dönemki fişlemeler üzerinden kitleler halinde operasyona maruz kalıyor.

Sözkonusu dönemde Abdullah Öcalan’a yönelik övücü sözler söyleyenler Adalet ve Kalkınma Partisi’ne (AKP) mensup ise herhangi bir soruşturma yapılmıyor:

“2013’te Çözüm Süreci’nin noktalanmaya geldiği aşamalarda Batman’a tayin oldum. Lojman çıkmamıştı dışarıdan ev tuttum. Birimimi söylemedim ama mesleğimi söyledim ev sahibine. Kürt ve Anadolu’nun yaşı başı yerinde insanlarındandı. Muhabbetimiz de güzeldi. Sonra işler bozuldu 6-7 Ekim olayları, Kobani olayları patlak verdi. Çözüm Süreci baltalandı.

Sokaklara mevziler inşa edilirken de polise müdahale etmeme emri verildiği iddia ediliyor.

EV SAHİBİNİN SÖYLEDİĞİ O CÜMLE

Ev sahibi benden uzaklaşmaya başladı. Bir gün çayımı içmeye geldi. Evi boşaltmamı istedi. Dedi ki, ‘mahalle baskısı var üzerimde, herkes senin mesleğini biliyor, niye evimi kiraya verdiğimi sorguluyorlar’. Çözüm Süreci bittikten sonra yaşananları gerekçe gösterdi. Olayların nereden nereye geldiğine bakın.

Önce devlet sahadan çekilerek, sahada tek otorite olarak örgüt bırakıldı. Çözüm süreci boyunca özellikle kırsal kesimde, devlet sahadan çekildiği için Halka bir adres gösterilmişti tek otorite vardı arazide o da örgüttü. İnsanlar örgütle açık ilişkiye geçtiler. En azından HDP’nin içinde çok göründüler, etkinliklerine katıldılar.

İnsanlar bu süreçte adeta devlet tarafından fişlendi. Sonra Çözüm Süreci’nde insanların örgütle girdikleri ilişkiler nedeniyle Çözüm Süreci’nde yaptıkları nedeniyle cezalandırmaya geçti devlet.”

“DEVLET YALANCI GÜVEN AŞILADI”

Ahmet Gün’ün sözlerini teyit eden gelişmeler Selahattin Demirtaş dahil pek çok Kürt siyasetçi ve sıradan vatandaşlar için geçerli.

HDP’li siyasetçiler için Öcalan’ın Diyarbakır Meydanı’nda okuttuğu mektup ve o dönem yaptıkları açıklamalar tutuklama hatta mahkumiyet nedenine dönüştürüldü. Pek çok Kürt vatandaş ise o dönemin rahatlığıyla yaptıkları sosyal medya mesajları delil gösterilerek tutuklandılar.

Gün’e göre bu yalancı bir güvendi: “İnsanlar savaşmadan da legal mücadeleyle birşeyler yapabileceğine inandı Çözüm Süreci’nde. Her şey güllük gülistanlık gidiyor. Devletin yanlışına yanlış denebiliyor. Herşey rahatlıkla konuşuyor, herkesle her türlü görüşme yapılabiliyor.

Yalancı bir güven aşılandı insanlara sonra dım dızlak ortada bırakıldılar. Nasıl 15 Temmuz 2016’da atletle tank durdurabileceğine inandırıldıysa kitleler, o zaman da devlete dur denilen yerde durdurulabiliyormuş diye inandırıldı insanlar.”

“KENDİ ARAMIZDA KONUŞUYORDUK”

Meydanlarda Öcalan’ın mektuplarının okutulmasını seyrettikten sonra, şehirleri yerle bir eden operasyonlara katılmak bir özel harekâtçı için makasın iki ucunun açıldığı son nokta belki de. İşlerin nereden nereye geldiği bu sebeple özel harekâtçılar arasında da tartışma konularından biriymiş:

“O zamanda tartışanlar oluyordu ama geçmişini bildiğim, daha insancıl, Allah’tan korkan özel harekâtçılar kendi aralarında konuşuyorlardı. İş başından kurguydu görüyorduk. Hendekler göz göre göre kazdırıldı, sonra da operasyonları uzatma ve yıkımın boyutunun büyümesi üzerine sürdürüldü.

Bu iş ahlaken, hukuken, operasyon olarak böyle olmaz diye konuşuyorduk ama eyleme geçmeyen hiçbir şeyin anlamı yok. Ve bundan dolayı ben kendime özeleştiri getiriyorum.

Bugün asla bir asker Menbiç’e girme emrini uygulamamalı bunca yaşananlardan sonra. Ben de o gün hendek operasyonlarına katılmamalıydım.

“AÇIĞA ALINDIM, İHRAÇ EDİLDİM, CEZAEVİNE GİRDİM”

Ama çevrenizdeki beş insanın ortalaması kadarsınız diye bir söz duymuştum. Benim çevremde de hep Özel Harekatçılar vardı. Biz eyleme geçmese de kendi içimizde sorguluyorduk çünkü gerek aile gerekse Hizmet Hareketi’nden aldığımız bir terbiye, ahlak vardı, bunları kabullenemiyordum, bir yerde tıkanacağı belliydi. Rabbim daha fazla bizi sınamadı. Açığa alındım, ihraç edildim, cezaevine girdim..

Duvarlara Esadullah Timi yazabilenlerin muhasebe yaptığını zannetmiyorum. Şehitler zaten cennete gittiler, ölenler de zaten cehennemin dibine gittiler diye düşünülüyor. Ve zafer kazanıp vatanı kurtardık diye bakıyorlar. Neyin savaşını verdik diye düşünen yok. Önce kendi ellerimizle hendekleri kazmalarını izledik, sonra da geri kapatmak için onlarca şehit verdik yüzlerce insan öldürdük. Yani bunu sorgulanabileceği bir atmosfer yok.”

MAYINA BASTIĞI AN

Ahmet Gün, 29 Haziran 2016’da Mardin Derik’te yola zırhlı araçla seyahat halindeyken yola döşenen mayının patlaması sonucu ağır yaralanır. Geriye dönüp baktığında bunu hayırlı bir olay olarak görüyor ve “Allah beni çekip aldı o sürecin içinden” diye düşünüyor.

Hastanede tüm bu süreci ve yanlışları aklından geçirdiği günlerde 15 Temmuz gerçekleşir. 17 Temmuz’da hastane odasındayken bir telefon gelir:

“Yaralıyken önce Kızıltepe, sonra Gaziantep Tıp Fakültesi’ne getirilmişim. Üç dört gün kendimde değildim. 15 Temmuz’dan sonra 17’sinde biri telefon açtı. Batman Emniyeti’nden aradığını beni açığa alacağını söyledi. Ben de gelebilirsin ama ben Gaziantep’te hastanedeyim ve gaziyim dedim. Şaşırdı tabi. Ortalık toz duman.

Aradan bir süre geçti işi Gaziantep Emniyeti’ne paslamışlar. Gelip hastane odasında beni açığa aldılar. Hastaneden çıkmadan da KHK’yla ihraç edildim. Ne ben ne ailem üzülmedim. Küçük çocuklarım var ama ne bir yeri aradım ne de başka bir şey. Bu süreçlerin parçası olmaktan kurtuldum.”

“GAZİ POLİS OLARAK YARALI HALDE KELEPÇELENİP TUTUKLANDIM”

Ahmet Gün o tarihten sonra artık bir “KHK’lı ihraç” olarak mağdurlar limanına demir atmıştır. Dahası, geçmişte “teröristleri” gözaltına alan biri olarak şimdi kendisi “terörist” olarak cezaevine konacaktır:

“Bir sabah karakoldan aradılar. Ertesi gün için Gaziantep Adliyesi’nde talimat bürosunda olmamı istediler. Neyse gittim. Kolum bacağım sarılı ama takım elbisemi giymiştim.

Girdim ifadeye. Hakkımda Bylock ve itirafçı ifadesi olduğunu söylediler. Ben kabul etmedim tabi. 7-8 dakika sürmedi hemen tutuklamaya sevkedildim. Hakim de yine 7 dakikada tutukladı. SEGBİS’le tabi. Her yanım sarılı bunu görüyorlar.

Gazi olduğumu da biliyorlar. Bunu kullanmadım, arkasına sığınmadım. Zaten o taraflı da değillerdi. Ailemin gözünün önünde tutuklandım. Polise dedim ki SEGBİS odasında, bak zaten yaralıyım, ailem kapının önünde şu kelepçeyi arabada tak.

Ailemin gözünün önünde beni böyle götürme dedim. Kabul etmedi. Odanın içinde kelepçeyi taktı, ailemin önünden beni geçirdi.”

CEZAEVİ GÜNLERİ BAŞLAR

Terör örgütü üyesi olmak suçlamasıyla tutuklanan Ahmet Gün için artık hapishane günleri başlamıştır:

“13 ay Gaziantep H Tipi Cezaevi’nde kaldım. Bu sürede tedavimle zerre kadar ilgilenmediler. Kalıcı hasarlar oluşabilir diye defalarca dilekçe yazdım belgelerle. Bir kere hastaneye sevkettiler. Onun da sonucunu bile söylemediler.

Cezaevi kalabalıktı koğuş 6 kişilikti 14 kişi kalıyorduk, yerde yatanlar vardı ama genel olarak şartlar 15 Temmuz sonrası atmosferinde olabileceğinin ortasıydı. Başka bir mağduriyet yaşamadım cezaevinde.

Yargılamanın sonunda 6 yıl 3 ay örgüt üyeliğinden ceza aldım. Hakkımda itirafçı olan meslektaşım mahkeme salonunda; ‘Ben ismini verdim ama kendisinin vatana zerre kadar ihanet etmeyeceğine garanti ederim’ dedi. Yine de ceza aldım.”

“MÜLTECİ KAMPINA GİRDİK HERKES TELÖRGÜLERE YAPIŞMIŞTI”

Tahliye olduktan sonra Türkiye’de sosyal ölümle başbaşa bırakılmış bir Gülen Cemaati mensubudur artık. İş bulamaz, ekonomik zorluklar, tüm bu yaşadıkları nedeniyle eşinin psikolojik sorunları ile baş başa kalır ve çareyi bir mülteci botuna binmekte bulur:

“Herkes gibi bir kaçakçı bulup, Yunanistan’a geçtik. Yunanistan’da bizi ailecek sadece erkeklerin olduğu bir kampa koydular. O günlerde dünya kupası vardı. Televizyonlar koridorlarda. Herkes maçı izlemek için telörgülere yapışmış. Biz de koridora girince telörgülere yapışmış onlarca erkek. Maç izlediklerini farkedemedik tabi. Çocuklar ve karım öyle bir korktu ki. Sabaha kadar ağladılar. Beş gün orada kaldık ama tek kadın eşim, ömrümden 5 yıl yedi o günler.

Sonrasında İsviçre’ye geldim ailemle. Çocuklarım daha küçük. Şu an mülteci kampındayım. Hendek süreci, yaralanmam, tutuklanmam, Mülteci yolculuğu derken eşim yoğun psikolojik tedavi almak zorunda kaldı. Ağır bir ilaç var Türkiye’de 10 mg ile başlamıştık. Yunanistan’da 20 oldu şimdi 40 miligram yaptı doktorlar. Geçmişten sıyrılamıyor.”

HASAR TESPİTİ DAHA YAPILMADI

Ahmet Gün, 8,5 yıl Tunceli’den Cizre’ye çatışmalı bölgelerde görev yapmış bir Özel Harekatçı olarak yaşadıklarına ilişkin notlar alıyor. Hendek Süreci’ni ise Türkiye’nin henüz anlamadığını düşünüyor:

“Depremlerden sonra hasar tespiti yapılır ya. Bu yaşananların hasar tespiti yıllar sonra yapılabilecek. Faturası çok ağır olacak. Orada o insanlara neler yapıldığını ben gördüm ama onlar yaşadı.”

BİR ÖZEL HAREKAT POLİSİNİN HENDEK OPERASYONU ANILARI-1

BİR ÖZEL HAREKAT POLİSİNİN HENDEK OPERASYONU ANILARI-2

BOLD ÖZEL

Vefatının 28. yıl dönümünde Turgut Özal kimdir?

8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın vefatının üzerinden 28. yıl geçti. Cumhurbaşkanlığı görevi devam ederken vefat eden Turgut Özal’ın hayatı, kariyeri, ölümü üzerindeki şaibeler, 19 yıl sonra açılan mezarından çürümemiş cesedinin çıkmasına dair bilgiler…

BOLD – Turgut Özal, vefatının 28. yıldönümünde sevenleri tarafından anılıyor. Ölümünün üzerindeki sis bulutları halen duran Turgut Özal’ın hayatı ve kariyerine dair önemli satır başları…

MEMUR BABASI NEDENİYLE SIK SIK İL DEĞİŞTİRDİLER

13 Ekim 1927 tarihinde Malatya’da dünyaya geldi. Banka memuru babasının görevi nedeniyle sık sık il değiştirdi. Mersin’in Silifke ilçesinde kaza sonucu eşeğin üzerinden düşerek kolundan sakatlanması sonucu kollarından biri diğerine göre daha kısa kaldı. 4 yaşındayken ailesiyle birlikte Bilecik’in Söğüt ilçesine taşındı ve ilköğrenim hayatına burada başladı.Ortaokulu Mardin’de bitirdi. Mardin’de lise olmaması nedeniyle, Konya Lisesi’nde eğitimine devam etti. Lise eğitimini Kayseri Lisesi’nde tamamladı.

İTÜ ELEKTRİK MÜHENDİSLİĞİ MEZUNU

İstanbul Teknik Üniversitesi Elektrik Fakültesi’nde Elektrik Mühendisliği bölümünü burslu olarak okudu ve 1950 yılında mezun oldu. Mühendislik yapmaya başladı ve kısa bir süre sonra ailesinin isteğiyle 1952 yılında evlendiği Ayhan İnal ile aynı yıl boşandı. Bu evlilikten sonra çalıştığı kurum Elektrik İşleri Etüt İdaresi Genel Müdürlüğü’nde (EİEİ) sekreter olarak görev yapan Semra Yeğinmen ile nikah masasına oturdu. Evlendikten sonra ABD’de Teksas Teknoloji Üniversitesi’ne ihtisas yapmaya giderek burada ekonomi branşında eğitim aldı. Yine bu evliliğinden sonra Ahmet, Zeynep ve Efe adında 3 çocuk sahibi oldu.

DPT’NİN KURULUŞUNDA YER ALDI

Geri döndüğünde EİEİ Genel Müdür Yardımcısı oldu ve Türkiye’de elektrifikasyon üzerine projelerde çalıştı. 1958 yılında Planlama Komisyonu’nda sekretarya görevini yaptıktan sonra 1959 yılında Ankara Ordonat Okulu’nda yedek subay oldu. Askerliği sonrasında Devlet Planlama Teşkilatı’nın (DPT) kuruluşunda yer aldı. 1965 seçimlerinden sonra Süleyman Demirel’in danışmanı olarak görev yaptı. 1967 yılında DPT Müsteşarı oldu. 1971-1973 yılları arasında Dünya Bankası Sanayi Dairesi’nde danışman olarak çalıştı. Yurda döndükten sonra başta Sabancı Holding olmak üzere birçok sektördeki, birçok şirket için yönetici olarak çalıştı.

MSP’DEN ADAY OLDU ANCAK SEÇİLEMEDİ

1977 genel seçimlerin,de Milli Selamet Partisi’nden İzmir milletvekili adayı oldu ancak seçilemedi. 43. hükumet döneminde Başbakanlık Müsteşarlığı ile DPT Müsteşar Vekilliği görevlerine getirildi. 24 Ocak Kararları’nı hazırladı. 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra, bu politikaları devam ettirmek amacıyla Bülend Ulusu Hükumeti’nde ekonomiden sorumlu Başbakan Yardımcılığı görevine getirildi. Bu göreve getirildikten 22 ay sonra, 14 Temmuz 1982 yılında istifa etti. Türkiye Cumhuriyeti tarihinin hem DPT Müsteşarlığı hem de Başbakanlık Müsteşarlığı yapmış tek Başbakanı ve Cumhurbaşkanıdır.

DARBE SONRASI ANAP’I KURDU

20 Mayıs 1983 tarihinde Anavatan Partisi’ni kurdu. 1983 Türkiye genel seçimlerinde tarihindeki seçimlerde 400 kişiden oluşan parlamentoda 211 milletvekili çıkararak tek başına iktidar ve 45. hükumetin Başbakanı oldu. 1984 yerel seçimlerinden de başarıyla çıktı. 13 Nisan 1985 tarihinde yapılan ilk kongrede tekrar genel başkanlığa seçildi. 1987 yılında yapılan genel seçimlerde de 292 milletvekili çıkartarak tekrar çoğunluğu sağladı ve 46. hükumetin Başbakanı oldu. İktidarda bulunduğu 1983-1991 döneminde Türkiye ekonomisi ortalama yıllık yüzde 5,2 oranında büyüdü. Polis Vazife ve Selahiyetleri Kanunu’nu değiştirerek Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığını kurdu.

TÜRK EKONOMİSİNİ REKABETE AÇTI

Ekonomide serbest piyasa düzenini esas alan yapısal değişim programı Turgut Özal hükumeti döneminde uygulamaya kondu. 1983-1987 yılları arasındaki Başbakanlığı dönemini de içine alan, Türkiye’de kişi başına düşen milli gelir 1980 yılında 1.539 dolar iken 1987 yılında 1.636 dolara yükseldi. Türkiye’yi ithal ikamesi modelinden ihracat önderliğinde büyüme modeline dönüştürmeyi başarmış ve Türk ekonomisi rekabete açılmıştır. Döneminde pek çok Anadolu il ve ilçesinde organize sanayi bölgesi kurulmuş, Anadolu üretim yapıp doğrudan ihracata yönelmiştir.

PARTİ KONGRESİNDE SUİKASTA UĞRADI

18 Haziran 1988 Cumartesi günü Ankara Atatürk Spor Salonu’nda Anavatan Partisinin 2. Olağan Kongresi’nin düzenlendiği sırada Kartal Demirağ isimli saldırgan tarafından düzenlenen suikasttan yaralı olarak kurtuldu. Foto muhabirleri ve televizyon kameraları için hazırlanmış olan platformun önünden ve Özal’a 12 metre öteden iki el ateş eden Demirağ, Turgut Özal’ı sağ elinden yaraladı. Saldırı sonrası etrafa rastgele ateş açan korumalar ise 18 kişinin yaralanmasına sebep oldu. Yaralananlar arasında Bakan İmren Aykut da vardır. Önce ölüm cezasına çarptırılan, ardından cezası 20 yıla indirilen Kartal Demirağ’ı Özal Cumhurbaşkanlığı döneminde affetti.

3. TURDA CUMHURBAŞKANI SEÇİLDİ

1989’daki Cumhurbaşkanlığı seçiminde aday oldu. Sosyal Demokrat Halkçı Parti ve Doğru Yol Partisi meclise girmeyerek seçimi boykot etti. İlk turda Turgut Özal 247, ANAP Burdur Milletvekili Fethi Çelikbaş 18 oy aldı. 17 oy boş çıkarken 3 oy geçersiz sayıldı. İkinci turunda 284 milletvekilinin katıldığı oylamada adaylardan Başbakan Turgut Özal 256 oy alırken, Çelikbaş 17 oy aldı. 2 oy geçersiz sayılırken 9 oy boş çıktı. 31 Ekim 1989 tarihinde yine muhalefetin katılmadığı 3. tur oylamasında Turgut Özal 263 oy alarak Türkiye Cumhuriyeti’nin 8. Cumhurbaşkanı oldu. 9 Kasım 1989 tarihinde resmi olarak görevine başladı.

SİVİL YÖNETİMİ SAVUNDU

Turgut Özal her zaman sivil yönetimi savundu, genellikle de resmi kıyafetler yerine sivil kıyafetler giymesiyle dikkat çekti. Kamu kurum ve kuruluşlarını resmi kıyafetiyle ziyaret eden diğer Cumhurbaşkanlarından farklı olarak çoğu defa kravatsız, keten pantolon, keten ayakkabı ve tişörtle resmi programlara katıldı. Askeri birlikleri şortla denetlemesi medya tarafından şiddetle eleştirildi. Özal diğer Cumhurbaşkanları gibi konuklarını köşkte ağırlamak yerine, Marmaris Okluk koyundaki resmi yazlıkta ağırladı. Ölümünde sivil Cumhurbaşkanı, demokrat Cumhurbaşkanı, dindar Cumhurbaşkanı pankartlarıyla da bu tutumu desteklendi.

1. KÖRFEZ SAVAŞI’NDA YER ALMAK İSTEDİ

Cumhurbaşkanlığı döneminde meydana gelen 1. Körfez Savaşı’nda aktif rol aldı. Petrol kaynaklarının kontrolünü elinde tutan Saddam Hüseyin’in Türkiye için büyük bir tehlike teşkil ettiğini ve Saddam’ın bölgeyi hakimiyeti altında tutmasına izin verilemeyeceğini savundu. Saddam’ın uzaklaştırılması için mümkün olan her şeyin yapılması konusunda fikren ve siyasi açıdan son derece istekliydi. Bu nedenle ABD’ye bu konuda açık destek verdi. Harekata Türk ordusunun da katılıp, Misak-ı Milli sınırları içinde olan Musul ve Kerkük’e girilmesini isteyince, zamanın Genelkurmay Başkanı Necip Torumtay görev süresi sona ermeden 3 Aralık 1990 tarihinde kendi isteği ile Genelkurmay Başkanlığı görevinden emekliye ayrıldı.

GÖREVİ BAŞINDA VEFAT ETTİ

Turgut Özal, 17 Nisan 1993 tarihinde 5 ülkeyi kapsayan 12 günlük Türkistan gezisinden sonra Çankaya Köşkü’nde sabah sporu yaparken kalp krizi geçirerek hayatını kaybetti. Cenazesine Türkiye’nin dört bir yanından yüz binlerce kişi akın etti. Tören televizyonlardan canlı yayınlandı, ülkede 3 günlük yas ilan edildi. “Öldükten sonra beni İstanbul’a defnedin, kıyamete kadar Fatih Sultan Mehmet’in manevi ruhaniyeti altında bulunmak istiyorum” şeklindeki vasiyetine uyularak kendisi tarafından yaptırılan eski Başbakan Adnan Menderes’in anıt mezarının bulunduğu Topkapı’da, Vatan Caddesi üzerinde kendisi adına hazırlanan anıt mezara defnedildi.

SUİKASTA UĞRADIĞI İDDİASIYLA MEZARI AÇILDI

Bir suikasta kurban gitmiş olabileceği de yıllardır tartışıldı. Turgut Özal’ın limonatasına katılan arsenikle zehirlendiği iddiasını ortaya atan eşi Semra Özal, delil olarak da saç örneğini ABD’de tahlil ettirdiğini söyledi. 2 Ekim 2012 tarihinde Turgut Özal’ın 19 yıl aradan sonra kabri açıldı, cesedinin çürümemiş olduğu görülürken, ölümünün bir suikast olup olmadığının belirlenmesi için yapılan otopsi sonucunda Adli Tıp Kurumu araştırmalar ve bulgular sonucu zehir bulunduğunu ancak Özal’ın zehirden mi yoksa başka sebepten mi öldüğünü tespit edemediklerini açıkladı.

 

Cezaevinde kanser olan KHK’lı mühendis Abdülazim Özdemir hayatını kaybetti

 

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Cezaevinde kanser olan KHK’lı mühendis Abdülazim Özdemir hayatını kaybetti

Kalkınma Bakanlığı’ndan ihraç edildikten sonra tutuklanan ve hapiste akciğer kansere yakalanan KHK’lı endüstri mühendis Abdülazim Özdemir dün gece öldü. Özdemir, 4. evre olana kadar tahliye edilmemişti.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL 

Cezaevinde akciğer kanserine yakalanan ve 4. evre olana kadar tahliye edilmeyen KHK’lı mühendis Abdülazim Özdemir 50 yaşında hayatını kaybetti. Özdemir’e geç teşhis konulduğunu ve tedavisinin geciktirildiğini tutuklu eşi Emir Özdemir ortaya çıkarmıştı. Kırıkkale Keskin T Tipi Cezaevinden HDP’li Ömer Faruk Gergerlioğlu’na mektup yazan Emir Özdemir, “Defalarca doktora gitmesine rağmen 4. evredeki bir hastalık acaba nasıl anlaşılmadı? Acaba geç yapılan sarılık ameliyatı kansere mi sebep oldu? İhmaller var mı?” diye sormuştu.

ODTÜ Endüstri Mühendisliği mezunu olan Abdülazim Özdemir, Kalkınma Bakanlığında mühendis olarak görev yaparken Eylül 2016’da çıkarılan 672 sayılı KHK ile ihraç edildi. Daha sonra Cemaat soruşturmaları kapsamında tutuklanıp Ankara Sincan Cezaevine gönderildi. 14 ay tutuklu kalan Özdemir, çıkarıldığı son mahkemede 6 yıl 3 ay ceza verilip tahliye edildi. Dosyası 1,5 yıl Yargıtay’da bekleyen Özdemir, cezası onaylanınca Mart 2019’da tekrar tutuklanıp Bandırma 1 No’lu T Tipi Cezaevine konuldu.

“CEZAEVİNE SAPASAĞLAM GİRDİ”

İkinci kez hapse giren Abdülazim Özdemir’e 10 ay sonra Ocak 2020’de 4. evre karaciğer kanseri teşhisi konuldu. Ancak hastalığının teşhisi ve tedavisinde geç kalınmıştı.  Yaklaşık iki yıldır Kırıkkale Keskin T Tipi Cezaevinde tutuklu bulunan Abdülazim Özdemir’in eşi Emir Özdemir, 7 Ocak 2020’de HDP’li Ömer Faruk Gergerlioğlu’na mektup yazarak eşinin uğradığı hak ihlallerini şöyle anlatmıştı:

“Eşim cezaevine girdiğinde sapasağlamdı. Sonra rahatsızlandı. Böbrek taşı teşhisi kondu. İyileşmedi. Sararıp vücudu kabarınca acilen doktora götürüldü. Meğer böbrek taşı yokmuş. Rahatsızlığı sarılıkmış. Hemen ameliyat olması gerekti. Ama ameliyat olacağı alet bozulduğu için geri cezaevine getirildi. Doktor Bursa veya İzmir’e sevkini  söylemiş. Ama araya Kurban Bayramı girdi, ihmal edildi. Eşim idareyle görüştü ancak unutuldu. Sevk edilmedi. Ameliyat edilmedi. Elden ayaktan düştü. Hiçbir şey yeyip içemedi (çay bile içemedi). İhtiyaçlarını arkadaşları karşıladı. Sonunda acilen ağustos ayında ameliyat olmak zorunda kaldı. Meğer alet birkaç günde yapılmış. Daha önce de ameliyat olabilirmiş. Ameliyatta parça alındı ve Ankara’ya patolojiye gönderildi. Bu arada aşırı kilo kaybetti. Çünkü bu süreç 2-3 ay sürdü. Ameliyattan sonra toparladı. Kilo almaya başladı. Aralık ayında patoloji sonucu geldi. Tekrar ameliyat olabilirim dedi. İyi huylu mu kötü huylu mu bakılacak. Bir sürü tahlilden sonra 6 Ocak 2020’de maalesef karaciğer kanseri olduğunu ve 4. evrede bulunduğunu öğrendim. Yıkıldım. Defalarca doktora gitmesine rağmen 4. evredeki bir hastalık acaba nasıl anlaşılmadı? Acaba geç yapılan sarılık ameliyatı kansere mi sebep oldu? İhmaller var mı? Kafamda bir sürü soru.”

EŞİ CEZAEVİNDE KORONA OLDU, CENAZEYE KATILAMAYACAK

Milletvekilliği düşürülmeden önce olayın peşine düşen Ömer Faruk Gergerlioğlu, Abdülazim Özdemir’in sağlık durumunu ve yaşadığı hak ihlallerini Meclis’te geçen yıl defalarca gündeme getirdi. Sosyal medya baskısı nedeniyle Şubat 2020’de tahliye edilen Özdemir bir yıldır Ankara’da tedavi görüyordu.

6, 10 ve 16 yaşında 3 kızı olan Abdülazim Özdemir’in eşi, 20 yıllık matematik öğretmeni Emir Özdemir de Cemaat soruşturmaları kapsamında 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırıldı. Yaklaşık iki yıldır tutuklu olan Emir Özdemir, geçen hafta koğuşta koronavirüs kaptı. Aile yakınlarının verdiği bilgiye göre sağlık durumu düzelene kadar Emir Özdemir’e eşinin vefat ettiği söylenmeyecek. Dolayısıyla cenazeye de katılamayacak. Daha önce birçok mahpus, pandemi nedeniyle vefat eden yakınlarının cenazelerine savcılık izin vermediği için gidememişti.

Abdülazim Özdemir cenazesi bugün Ankara Karşıyaka Mezarlığı’na defnedildi.

Abdülazim Özdemir’in son hali.

KHK’lı mühendis cezaevinde kanser oldu: 4. evrede olmasına rağmen tahliye yok!

4. evre kanserli tutuklu yoğun bakıma kaldırıldı, hala tahliye edilmedi

 

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

En fazla aşı en çok vaka: Koronavirüs aşısı korumuyor mu?

Etkinlik oranı tartışma konusu olan Çin aşısını kullanan Türkiye’de vaka sayılarının aşılamaya paralel olarak artması dikkat çekti. Aşının en fazla yapıldığı şehirlerin aynı zamanda en çok hastanın görüldüğü iller olması “Aşı işe yaramıyor mu?” sorusunu gündeme getirdi.

BOLD ÖZEL – Kovid-19 salgınına karşı Türkiye’de ilk etapta 11 milyon Çinli Sinovac şirketinin ürettiği Coronavac aşısı yapıldı. İki haftadır ise Almanya’dan alınan 1 milyon 400 bin doz Pfizer Biontech aşısı uygulanıyor. Sağlık Bakanlığı’nın Kovid-19 aşılama haritasıyla 100 bin kişide görülen vaka haritası ise ilginç ayrıntılar içeriyor. Aşının en fazla yapıldığı şehirlerin, rekor korona vaka sayısıyla zirvede bulunması dikkat çekiyor. En fazla aşının yapıldığı bu iller yüksek riskli şehirler arasında yer alıyor.

İSTANBUL VE SAMSUN ÖRNEĞİ

Risk haritasında kırmızıya boyanan bütün şehirler aşılamanın en fazla görüldüğü iller olarak ön plana çıkıyor. 3 milyon 161 bin 630 aşının yapıldığı İstanbul’da vaka sayısının düşmesi beklenirken tam tersi bir durum yaşanıyor. Mega kentte 100 bin kişide 804,97 Kovid-19 hastası bulunuyor. 406 bin 149 doz aşıyla nüfusa göre en fazla aşılamanın yapıldığı Samsun’da da 100 bin kişide 645,17 kişi virüsü taşıyor.

EN AZ AŞI EN AZ VAKA

En az aşı yapılan şehirler ise vaka sayıları en az olan iller kategorisinde yer alıyor. 16 bin 288 aşının yapıldığı Hakkari’de 100 binde 46 kişide korona hastası görülüyor. 28 bin 295 kişinin aşılandığı Şırnak’ta da durum aynısı. Şırnak’ta 100 bin kişide 32,17 kişide virüs bulunuyor.

Aşı ile vaka ilişkisi arasındaki doğru orantıyı bozan tek şehir ise Kilis. 25 bin 152 aşının yapıldığı Suriye sınırındaki şehirde 100 bin kişide 508 kişide Kovid-19 hastalığı bulunuyor.

AŞILAMA SAYISI 20 MİLYONA DAYANDI

17 Nisan 2021 tarihi itibariyle Türkiye’de toplam 19 milyon 935 bin 543 aşı yapıldı. 12 milyon 150 bin 134 kişiye birinci doz aşı vurulurken, 7 milyon 785 bin 409 kişiye ise iki doz aşı yapıldı.

Muhtarlar, icra takiplerine yetişmek için eleman alıyor

Okumaya devam et

Popular

0Shares
0